Durmuş Yıldırım
Fikret Ekin
Selahattin Saygın
Ihsan Öner
Mahmut Aşkar
Almanya da Biz Türkleri Kimler Yakıyor
Türkülerimize mal olmuştu: “Almanya acı vatan” o günlerin acı oluşu ailelerin birbirinden ayrı düşmesi, o günün şartların da ulaşımın ve iletişimin çok zor oluşu hasreti daha da fazlalaştırıyordu. Bugün kü şartlarda ulaşım ve iletişim büyük çapta çözüldü. Başka problemlerimiz, başka sıkıntılarımız ortaya çıktı.
Bugün asıl sıkıntımız memlekete olan hasretimiz den ziyade, Almanya da başımıza gelen olmadık felaketler ve insanımızın evinde kendini güvende görmemesi, gece uykuda evimi birileri ateşe verir mi endişesi huzursuz olması için yetiyor. Ne hikmetse umumiyetle Müslümanların oturduğu evlerin yanması veya elektrik kontağından yangınların çıkmış olabilme ihtimali veya yangını yapanın ırkçı başıboş bir kişinin olması, bunu tek başına yatığına karar verilmesi, bu canilerin tatmin edici bir ceza almaması huzursuzluğu daha da artırmaktadır. Bu ırkçı saldırılara verilen cezalar ise gönüllerde adalete karşı duyulan güveni de ciddi bir şekilde sarsmaktadır.
Batı Avrupa ülkelerinde yaşayan ve eşit haklara sahip olmayan, her alandan dışlanan göçmenlerden uyum adına daha çok şey beklenmemeli. Uyum sevgi, saygı, eşit haklar, duyulan güven, ötekileştirmeden ve huzurlu bir ortamda ancak sağlanabileceği bilinmelidir. Göçmenler uyum noktasında 30 yıl öncesine göre çok büyük bir mesafe kat ettiler. Göçmenler içinde yaşadıkları ülkeleri “Vatan” edindiler fakat kabul görmediler. Göçmenler bulundukları ülkelerde kendi inançlarıyla, kültürel değerleriyle ve kimliklerini koruyarak bu ülkeleri vatan edinmek istiyorlar. Gerçi, bu kendi değerlerinden uzaklaşmış ve yozlaşmış kişilerinde bu Ülkeler de çok kabul gördüğü söylenemez.
Uyumu daha da hızlandırmak Batı Avrupa ülkelerinin elindedir. Uyum iki taraflıdır, Devletin sunacağı imkânlar ve merhamet, adalet, eşit haklar kaynaşmayı sağlayacaktır. Nazi ve ırkçı saldırılar ise her yıl daha da artarak devam ediyor olması, korku ve endişeyi daha da artırıyor ve uyumun da önünü kesiyor.
Nefretin doğmasına sebep olan çok gereksiz uygulamalar var, bunlara da dikkat edilmesi gerekiyor. Basit bahanelerle Türk ailelerin çocukları ellerinden alınıyor, mahkeme salonlarında insanlar çaresiz bırakılıyor ve perişan ediliyor. Bu davalarda kaybeden ne hikmetse hep Türkler oluyor. Türkler bu davalarda manen yıkıldıkları gibi maddende ciddi bir tahribata uğruyorlar. Çaresiz olarak birçok Avukatın elinde soyuluyorlar. Tabi bu davaların en çok kazananı mahkemeler ve de daha çok da Avukatlar oluyor.
Batı Avrupa, işgücüne çok ihtiyaç duyduğu dönemlerde Türklerin her hareketi çok sevimli görünüyordu, hatta ailelerini getirip buraya yerleşin telkinleri sıkça yapılıyordu. Fabrikalar da robotlar devreye girince, Batının eski hastalığı ve alışkanlığı depreşince sevimli, çalışkan Türkler artık çekilmez olmuşlardı. Bu ırkçı saldırıların zirve yapmasında Almanların başka milletlerle diyalog sıkıntısı yaşaması da rol oynuyor. En büyük problem bir kısım Alman siyasetçinin bu Neo Nazi hareketine göz yumması ve destek vermiş olmasıdır.
Eski evlere gönderilen göçmenlerin evlerinde eskiden bu kadar kaza ihtimaline dayalı yangınlar çıkmazdı. Şimdi ne hikmetse çıkan her yangının suçlusu, ciddi bir araştırma yapmadan elektrik kontağına yüklenerek tansiyon düşürülüyor. Daha sonraki açıklamalarda karşımıza ya reşit olmayan bir genç veya aklı dengesi yerinde olmayan bir kişi çıkartılıyor. Bu dengesizler neden hep Müslümanların evlerini yakıyor da, aynı şeyi göçmen Hıristiyanlar için hiç akla getirmiyorlar. Bunu yapanlar, bu ruhu, bu vahşi düşünceyi, ırkçı anlayışı nereden aldılar, yetkili kişiler daha çok bunu düşünmeliler.
Eskiden yangın değince akla sadece Solingen de Türklere ait evin bir Alman tarafından yakılarak, aynı aileden beş Türkün yanarak hayatlarını kaybetmeleri hatırlanırdı. Daha sonraki yıllarda bu facialar sık, sık yaşanır olmaya başlandı. Bu ırkçı saldırılar arttıkça çok sıradan bir olay olarak algılanmaya başlandı. Türklerin büyük çoğunluğu ise bu maruz kalınan vahşetlere karşı çok duyarsız olduğu bir gerçek. Almanlar ise Müslümanlara karşı ilgisiz ve birazda peşin hükümlü olarak hareket etmeye başladılar.
Göçmen Müslümanlara karşı yapılan ırkçı saldırılar o kadar çok arttı ki, bunun sayısını tespit etmek artık mümkün değil. Gayemiz, yapılan ırkçı saldırıları tek, tek anlatmak, nefreti daha da artırmak değil. Bunlar bilinen gerçekler. Çabamız, tarafların dikkatini bu çağdışı anlayışın üzerine çekmektir.
Göçmen Müslümanlara karşı ırkçı saldırıların önüne geçmek, ancak İnsan haysiyetini, şerefini korumakla, Müslümanlar üzerinden yapılan siyasetten vazgeçmekle, eğitimde ki ayırımcı anlayıştan kurtularak daha insani ve evrensel değerlerin ön plana çıkmasına zemin hazırlayarak önlenir.
İnsan yakmak akıllara durgunluk veren çok büyük bir vahşettir. Ülkeler için utançtır. Bunu önlemek en başta muhatap olan Ülkenin işidir ve bütün İnsanlığın meselesidir. Lütfen, Müslüman göçmenleri yakan zihniyeti yok edin beyler…
08. 05. 2013 İstanbul
YAZARIN DİĞER YAZILARI
Kurtuluşu Peygamberimizin...
Canakkale Milletin ve Ümmetin...
Yükselişe Geçen ve Gelişen “Büyük Türkiye”
Noel' in Düşündürdükleri
Türkiye'de İnsan Manzaraları ve ...
Hz. Hüseyine İki Cihanda Dost...
Bayramımız Bayram Olsun
Buyurun Size Bir Çağdaş Soykırım:...
Zalimin ve Zulmün Karşısında Adnan...
Gurbet Yazarlarından Bir Dost...
Türkiye` de İnsan Manzaraları
Yaratana Açılan eller ve İmanla...
Sarı Saltuk ve Babadağ
Suriye, Mısır, Doğu Türkistan ve Ben...
Mısır'ın Sisi' si Kimin Kahramanı?
Mısır' da Cağdaş Firavunlar Iş Başında
"Köküm Memlekette Dalım Gurbette"