ATİB Genel Başkanı Ali Paşa Akbaş’tan Friedrich Merz’e Teşekkür Yazısı
AVRUPA TÜRK-İSLAM BİRLİĞİ (ATİB)
Sayın Federal Şansölye Merz,
Almanya-Türkiye İşgücü Anlaşması’nın 65. yıl dönümü vesilesiyle yaptığınız konuşmayı büyük bir dikkat ve içten bir takdirle takip ettik. ATİB Genel Başkanı olarak ilk kuşağın yaşam boyu ortaya koyduğu emeği takdir etmeniz, toplumsal aidiyet ve fırsat eşitliği konularındaki açık mesajlarınız ve özgürlükçü toplumumuzun korunmasına yönelik sözleriniz için size içtenlikle teşekkür ediyorum.
Bundan 65 yıl önce Türkiye’den Almanya’ya gelen insanlar, çalışmak ve hayatlarını kurmak için geldiler. El emekleri, gayretleri ve azimleriyle Almanya’nın ekonomik refahına katkıda bulunmakla kalmadılar; ülkenin toplumsal ve kültürel yaşamını da şekillendirdiler. Aileler kurdular, sorumluluk üstlendiler ve çocuklarıyla torunlarının bugün Almanya’da eğitim almalarının, çalışmalarının, girişimlerde bulunmalarının ve ülkenin geleceğine katkı sunmalarının temelini oluşturdular.
Bir zamanlar geçici bir çalışma dönemi olarak tasarlanan göç, çoktan ortak bir yaşam öyküsüne dönüştü. İş gücü göçü toplumsal bir gerçeklik hâlini aldı; karşılaşmalardan dostluklar ve aileler doğdu, yan yana yaşamın yerini pek çok yerde birlikte yaşama kültürü aldı. Dünün ‘Misafir İşçi’lerinden bugünün ‘Yeni Yerlileri’ oluştu. Almanya ile Türkiye kökenli insanlar birbirlerini karşılıklı olarak değiştirdiler ve zenginleştirdiler. Bu ortak emeği açıkça takdir etmeniz, önemli ve umut verici bir işarettir.
Tarihimizin karanlık sayfalarına ilişkin açıklamalarınızı da özellikle memnuniyetle karşılıyoruz. Mölln, Solingen ve Hanau ile NSU cinayetleri, ırkçı nefret yüzünden söndürülen hayatları ve toplumumuzda bugün hâlâ kapanmayan yaraları hatırlatmaktadır. Bu olaylar sıradan tarihsel anılara indirgenemez. Bizi insan düşmanlığının her türüne kararlılıkla karşı durmaya ve her insanın onurunu kökeninden, ten renginden veya dininden bağımsız olarak korumaya mecbur kılmaktadır.
Yabancıya duyulan korkunun özgürlükçü bir toplumun zehrine dönüşebileceğine ilişkin tespitiniz ve sözde „Remigration“ adı altında dile getirilen siyasi yaklaşımlara yönelik eleştiriniz, toplumsal belirsizliklerin arttığı bir dönemde önemli bir mesajdır. Ekonomik sıkıntıların, sosyal gerileme kaygılarını, uluslararası krizleri ve siyasi kutuplaşmaları belirlediği ve derinleştirdiği günümüzde, siyasi sorumluluk taşıyan kişilerin kullandığı dil büyük önem taşımaktadır. Sözler korkuları büyütebilir ve insanları birbirine düşürebilir; ancak güven de oluşturabilir, yön gösterebilir ve toplumsal dayanışmayı güçlendirebilir.
Demokratik topluma uyum sağlayan insanların karşılığında fırsat eşitliği ve aidiyet beklemeye hakları olduğu yönündeki açıklamanız bu nedenle son derece önemlidir. Uyum tek yönlü bir yol değildir. İnsanlardan sorumluluk üstlenmeleri, demokratik kurallara saygı göstermeleri ve topluma katkıda bulunmaları beklenirken toplumun da emeği takdir etmesi, katılımın önünü açması ve insanları isimleri, kökenleri veya dış görünüşleri nedeniyle dışlamaması gerekir.
Buna rağmen ikinci, üçüncü ve artık dördüncü kuşaktan insanlar, yaşamları boyunca ortaya koydukları emeğe, dil vukufiyetlerine, eğitimlerine ve toplumsal sorumluluklarına karşın hâlâ yabancı olarak görülmeleri, istisnai durumlar değil. Burada doğmuş ve büyümüş, çalışan, vergi ödeyen, çocuk yetiştiren ve toplum yararına sorumluluk üstlenen insanlar, bu ülkeye ait olduklarını tekrar tekrar kanıtlamak zorunda bırakılmamalıdır.
Almanya bugün istihdamın ve refahın korunmasından demografik değişime, eğitimin geleceğinden uluslararası krizlere kadar büyük sorunlarla karşı karşıyadır. Bu sorunların çözümü, toplumsal dayanışmanın korunmasını gerektirir. Göç geçmişi olan insanlar yalnızca uyum politikalarının muhatapları değildir; bu ülkenin çalışanları, girişimcileri, kültür insanları, ebeveynleri ve aktif yurttaşlarıdır. Ortak sorunlarımızın çözümünde vazgeçilmez bir yere sahiptirler.
ATİB olarak konuşmanızı yalnızca bir teşekkür ve takdir vesilesi değil, aynı zamanda bir sorumluluk ve yol haritası çağrısı olarak da görüyoruz. Dile getirdiğiniz ilkelerin bir anma etkinliği konuşması çerçevesiyle sınırlı kalmamasını; somut siyasi kararlara, adil eğitim ve yükselme fırsatlarına, ırkçı ayrımcılığa karşı kararlı bir korumaya ve toplumsal yaşama daha güçlü katılıma dönüşmesini temenni ediyoruz.
İlk kuşağa gösterilen takdirin, onların çocuklarına ve torunlarına, bugün Almanya’da kendi geleceklerini kuran gençlere de açık bir mesaj vermesi gerekir:
Siz bu ülkeye aitsiniz. Emeğiniz değerlidir. Sizin geleceğiniz, hepimizin ortak geleceğinin bir parçasıdır.
Sayın Federal Şansölye,
Ortak tarihimize gösterdiğiniz takdir, sözleriniz ve açık, özgürlükçü ve hoşgörülü bir Almanya’yı savunmanız için size bir kez daha içtenlikle teşekkür ediyoruz.
Bu sözlerin insanlarımız arasındaki güveni güçlendiren, toplumsal engelleri ortadan kaldıran ve aidiyetin yalnızca törenlerde dile getirilen bir vaat olarak kalmayıp günlük yaşamda hissedilmesini sağlayan somut adımlara dönüşmesini diliyoruz.
Çünkü bir ülkenin gücü yalnızca geçmişte ortaya koyduğu başarılarla ölçülmez. Gerçek gücü, bugün ortak yaşamını şekillendiren ve geleceğini birlikte taşıyan insanlara nasıl davrandığında da kendini gösterir.
Saygılarımızla,
Ali Paşa Akbaş
———————
UNION DER TÜRKISCH-ISLAMISCHEN KULTURVEREINE IN EUROPA E.V. (ATİB)
Sehr geehrter Herr Bundeskanzler Merz,
mit großer Aufmerksamkeit und aufrichtiger Wertschätzung haben wir Ihre Rede anlässlich des 65. Jahrestages des deutsch-türkischen Anwerbeabkommens verfolgt. Als Vorsitzender der ATİB möchte ich Ihnen herzlich dafür danken, dass Sie die Lebensleistung der ersten Generation gewürdigt, klare Botschaften zu gesellschaftlicher Zugehörigkeit und Chancengleichheit vermittelt und sich für den Schutz unserer freiheitlichen Gesellschaft ausgesprochen haben.
Die Menschen, die vor 65 Jahren aus der Türkei nach Deutschland kamen, kamen, um zu arbeiten und sich ein Leben aufzubauen. Mit ihrer Hände Arbeit, ihrem Fleiß und ihrer Beharrlichkeit trugen sie nicht nur zum wirtschaftlichen Wohlstand Deutschlands bei, sondern prägten auch dessen gesellschaftliches und kulturelles Leben. Sie gründeten Familien, übernahmen Verantwortung und schufen die Grundlage dafür, dass ihre Kinder und Enkel heute in Deutschland lernen, arbeiten, Unternehmen gründen und zur Zukunft des Landes beitragen können.
Was einst als zeitlich begrenzter Arbeitsaufenthalt gedacht war, ist längst zu einer gemeinsamen Lebensgeschichte geworden. Aus Arbeitsmigration ist gesellschaftliche Wirklichkeit geworden; aus Begegnungen entstanden Freundschaften und Familien, und aus einem Nebeneinander entwickelte sich vielerorts ein Miteinander. Aus den damaligen „Gastarbeitern“ sind Neu-Inländer geworden. Deutschland und die Menschen türkischer Herkunft haben sich gegenseitig verändert und bereichert. Dass Sie diese gemeinsame Leistung ausdrücklich anerkennen, ist ein wichtiges und ermutigendes Zeichen.
Besonders begrüßen wir Ihre Worte zu den dunklen Kapiteln unserer Geschichte. Mölln, Solingen und Hanau sowie die Morde des NSU erinnern an Menschenleben, die durch rassistischen Hass ausgelöscht wurden, und an Wunden, die in unserer Gesellschaft bis heute nicht verheilt sind. Diese Ereignisse dürfen nicht zu bloßen historischen Erinnerungen verblassen. Sie verpflichten uns, jeder Form von Menschenfeindlichkeit entschieden entgegenzutreten und die Würde jedes Menschen unabhängig von Herkunft, Hautfarbe oder Religion zu schützen.
Ihre Feststellung, dass die Angst vor dem Fremden zum Gift einer freiheitlichen Gesellschaft werden kann, und Ihre Kritik an den politischen Konzepten der sogenannten „Remigration“ setzen in einer Zeit gesellschaftlicher Verunsicherung ein wichtiges Zeichen. Angesichts wirtschaftlicher Belastungen, sozialer Abstiegsängste, internationaler Krisen und politischer Polarisierung kommt der Sprache politisch Verantwortlicher besondere Bedeutung zu. Worte können Ängste verstärken und Menschen gegeneinander aufbringen. Sie können aber auch Vertrauen schaffen, Orientierung geben und den gesellschaftlichen Zusammenhalt stärken.
Ihre Aussage, dass Menschen, die sich in die demokratische Gesellschaft integrieren, im Gegenzug Chancengleichheit und Zugehörigkeit erwarten dürfen, ist deshalb von besonderer Bedeutung. Integration ist keine Einbahnstraße. Von Menschen wird erwartet, Verantwortung zu übernehmen, demokratische Regeln zu achten und sich in die Gesellschaft einzubringen. Zugleich muss die Gesellschaft Leistung anerkennen, Teilhabe ermöglichen und Menschen darf nicht aufgrund ihres Namens, ihrer Herkunft oder ihres Aussehens mit Distanz begegnet werden.
Dennoch erleben Menschen der zweiten, dritten und inzwischen vierten Generation, dass sie trotz ihrer Lebensleistung, ihrer Sprachkenntnisse, ihrer Ausbildung und ihrer gesellschaftlichen Verantwortung mitunter noch immer als Fremde betrachtet werden. Wer hier geboren und aufgewachsen ist, arbeitet, Steuern zahlt, Kinder großzieht und Verantwortung für das Gemeinwesen übernimmt, sollte seine Zugehörigkeit nicht immer wieder aufs Neue unter Beweis stellen müssen.
Deutschland steht heute vor großen Herausforderungen: von der Sicherung von Arbeitsplätzen und Wohlstand über den demografischen Wandel und die Zukunft der Bildung bis hin zur Bewältigung internationaler Krisen. Ihre Lösung setzt voraus, dass der gesellschaftliche Zusammenhalt gewahrt bleibt. Menschen mit Einwanderungsgeschichte sind nicht lediglich Adressaten der Integrationspolitik. Sie sind Beschäftigte, Unternehmer, Kulturschaffende, Eltern und aktive Bürgerinnen und Bürger dieses Landes. Damit sind sie unverzichtbare Mitgestalter bei der Bewältigung unserer gemeinsamen Aufgaben.
Als ATİB sehen wir in Ihrer Rede deshalb nicht nur Anlass zu Dank und Anerkennung, sondern auch einen Auftrag. Wir hoffen, dass die von Ihnen formulierten Grundsätze nicht auf den würdigen Rahmen einer Gedenkveranstaltung beschränkt bleiben, sondern sich in konkreten politischen Entscheidungen, fairen Bildungs- und Aufstiegschancen, einem konsequenten Schutz vor rassistischer Diskriminierung und einer stärkeren gesellschaftlichen Teilhabe niederschlagen.
Die Anerkennung der ersten Generation sollte zugleich ihren Kindern und Enkeln sowie den jungen Menschen, die heute in Deutschland ihre Zukunft gestalten, eine unmissverständliche Botschaft vermitteln:
Ihr gehört zu diesem Land. Eure Leistung zählt. Eure Zukunft ist Teil unserer gemeinsamen Zukunft.
Sehr geehrter Herr Bundeskanzler,
für Ihre Worte, die Anerkennung unserer gemeinsamen Geschichte und Ihr klares Eintreten für ein offenes, freiheitliches und tolerantes Deutschland möchten wir Ihnen nochmals herzlich danken.
Wir hoffen, dass aus diesen Worten konkrete Schritte erwachsen, die das Vertrauen zwischen den Menschen stärken, gesellschaftliche Barrieren abbauen und dafür sorgen, dass Zugehörigkeit nicht nur ein feierliches Versprechen bleibt, sondern im täglichen Leben erfahrbar wird.
Denn die Stärke eines Landes bemisst sich nicht allein an den Leistungen seiner Vergangenheit. Sie zeigt sich ebenso darin, wie es heute mit den Menschen umgeht, die sein Zusammenleben gestalten und seine Zukunft mittragen.
Mit freundlichen Grüßen
Ali Paşa Akbaş
Vorsitzender der ATİB
ATİB Genel Başkanı